İçindekiler
İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak Nedir?
İslam literatüründe bu görev “Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i ani’l münker” olarak ifade edilir.- Ma’ruf: İslam’ın güzel ve doğru kabul ettiği şeyler
- Münker: Din tarafından kötü görülen ve yasaklanan davranışlar
Kur’an’da İyiliği Emretmek Kötülükten Sakındırmak
Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurur:“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun.”
(Âl-i İmrân 104)
Bu ayet Müslümanların toplum içinde iyiliği yayma ve kötülüğü engelleme sorumluluğunu ortaya koymaktadır.
“Kim Bir Münker Görürse…” Hadisinin Açıklaması
Hadiste kötülüğü değiştirme üç derece halinde anlatılmıştır:1. Elle müdahale
Yetki ve güç sahibi olanların kötülüğü fiilen engellemesidir.2. Dil ile müdahale
Nasihat etmek, öğretmek ve doğruyu anlatmaktır.3. Kalp ile buğz etmek
Kötülüğü tasvip etmemek ve ondan nefret etmektir.Toplumda Bu Görevin Sorumluluğu
İslam âlimlerine göre:
- Yöneticiler: Kötülüğü fiilen engeller
- Âlimler: Nasihat ve ilimle doğruyu anlatır
- Halk: Kalben kötülüğe karşı durur
İyiliği Emretmenin Adabı
Bu görevi yerine getirirken şu prensiplere dikkat edilmelidir:- Hikmetli ve yumuşak davranmak
- İnsanları küçük düşürmemek
- Fitneye sebep olmamak
- Önce kendimizi düzeltmeye çalışmak
“Din kardeşine gizlice nasihat eden onu süslemiş olur.”
Ebû Saîd el-Hudrî (ra), Resûlullah (asm)'i şöyle buyururken işittim dedi:
« مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ »
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78.)
"İyiliği emir kötülükten nehiy" konusudinimizin temellerindendir. Ayet-i kerimede şöyle buyurulur:
"Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun..." (Âl-i İmrân, 3/104).
Şimdi, “ma’rûf” ve “münker”in ne olduğunu anlamaya çalışalım:
“Hayır”, din veya dünya ile ilgili bir iyiliği ihtiva eden her şeydir, yani tevhîd akidesine, İslâm’a uygun olan her söz, iş ve davranıştır.
Dilimize “iyiliği emir kötülükten nehiy” diye aktarabildiğimiz “el-emr bi’l-maruf ve’n-nehy ani’l-münker”, “hayr”ın mühim kısmını teşkil eder.
Ma’rûf, İslâm’ın iyi olarak kabul ettiği ve Allah’a taatin içinde saydığı her şeydir. Münker ise bunun zıddı olup, İslâm’ın iyi saymadığı, dinin emirlerine aykırı bulduğu ve Allah’a karşı masiyet olarak gördüğü şeylerdir.
Ma’rûf’un ve münkerin ölçüsü, bunların Kur’an ve Sünnet’le belirlenmiş olmasıdır. Başka bir ölçü ile bunları tayin ve tesbite yönelmek nefsîliğe, hevâ ve hevese uymak olur. Bunun bir sonu yoktur, neticesi ise tefrikadır. Nitekim bir sonraki ayet bunu açıklığa kavuşturmaktadır;
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar, evet onlar için büyük bir azab vardır” (Âl-i İmrân, 3/105).
Ma'ruf ve mümker konusunu bu kadar açıkladıktan sonra hadis-i şerifimizin açıklamasına geçebiliriz.
Bu hadis-i şerif, münkerin, kötülük ve fenalıkların nasıl değiştirileceği konusunda temel teşkil edici bir özelliğe sahiptir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, iyiliği emir ve kötülükten nehiy görevi, her Müslüman mükellefi kapsayıcı niteliktedir. Bu hadisin ifadesinden ve görevleri sıralayış tarzından, bunu bir kere daha açıkça anlamış oluyoruz. İslâm âlimleri, genel anlamda olmak üzere, kötülükleri el ile değiştirmenin yöneticilerin, dil ile değiştirmenin âlimlerin; kalp ile değiştirmenin de bunlara güç yetiremeyen zayıfların, avamın görevi olduğunu söylerler. Böylece, her seviyedeki Müslümana düşen bir vazifenin bulunduğu ortaya çıkmış olur. Bununla beraber, her seviyedeki insan, bunların hangisine güç yetirirse (maddi-manevi, görev, yetki ve sorumluluk olarak) onu yerine getirir de denilmiştir.
Müslümanlar, bu görevleri yerine getirecek bir yapıyı kurmak zorundadırlar. Çünkü İslâmî hassasiyetlere sahip bir yönetim kadrosunu, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü öğretip öğütleyecek ilim erbabını ve bu hususlarda duyarlı bir halkı yetiştirmedikçe, vazifelerini yapmış sayılmazlar.
İyiliği emir ve kötülükten nehiy vazifesini yapacak olanların, bunlara öncelikle kendilerinin uyması, sözlerinin tesirli olması açısından önemli ve gerekli ise de zaruri bir şart değildir. Bu niteliklere sahip olmayanlar, önce kendilerine emir ve nehiyde bulunur, sonra da başkalarından bunu isterler. Böylece iki vazifeyi birden yerine getirmiş olurlar.
Ma’rufu emir ve münkerden nehiy vazifesini sadece bilenler yapar. Şu kadar var ki, emredilecek ma’ruf, herkesin bildiği dini farzlar ve nehyedilecek münker de bütün Müslümanlarca bilinen yasaklar cinsinden ise, bu konuda bütün Müslümanlar müşterektir. Şayet emirler ve nehiyler, nadir meseler ile ilgili veya ictihâdî konularda ise, mesele sadece âlimleri ilgilendirir. Âlimler de üzerinde ittifak hasıl olan konularla ilgili emir ve nehiylerde bulunabilirler. İhtilaflı konulara girmezler.
İyiliği emir ve kötülükten nehiy vazifesi yapan kimseler, İslâm’ın tebliğ metodunu iyi bilmelidirler. Nezaket, iyi muamele, yumuşak davranış, merhametle yaklaşma gibi genel esaslar, böyle kimselerde bulunması gereken temel vasıflardır. İmam Şâfiî:
“Din kardeşine gizlice öğüt veren kimse, gerçekten nasihat etmiş ve onu süsleyip sevindirmiş olur. Fakat aleni ve herkesin gözü önünde ona öğüt veren kimse, din kardeşini son derece küçültür ve batırır.” der.
Kötülüklere mâni olup münkeri değiştirirken, elinde güç ve kuvvet bulunduran cahillere, şerrinden korkulan zalimlere karşı son derece yumuşak davranılmalıdır. Aksi takdirde pek çok fitnelere sebebiyet verilebilir; hayır yerine şerre vesile olunur.
Bir kötülüğü el ile değiştirmek, ona fiilî müdahalede bulunmak demektir. Mesela haram kılındığı halde içki içen kimsenin içki kaplarını kırmak veya atmak, içkiyi dökmek ya da döktürmek, çalınmış bir malı sahibine geri vermek ya da verdirmek gibi işler böyledir. Ancak bunları yaparken, daha büyük bir kötülüğe sebeb olunmaması gerektiği prensibi hep hatırlanmalıdır. Eğer bir kötülüğü değiştirmek, kendisinin veya bir başkasının öldürülmesi gibi daha şiddetli bir fitneye sebeb olacaksa, elle değiştirmekten vazgeçip dil ile söylemeli, nasihat yolunu yeterli görmelidir. Şayet söylemek de aynı şekilde tehlike yaratacaksa, kalbiyle düzeltme yolunu tercih etmek gerekir.
Kalbiyle değiştirmek demek, o şeyi kerih görmek ve ondan tiksinmektir. Bu durum, bir kötülüğe mâni olmak değilse de elinden başka bir şey gelmediği için, bununla yetinilmesi câiz görülmüştür. Çünkü insanın kendisini, bile bile tehlikeye atması, dinimizde helal bir davranış olarak kabul edilmez. Bazı âlimler, öleceğini bilse dahi münkere açıkça karşı çıkmak gerektiğini söylemişlerse de bu görüş doğru bulunmamıştır.
İyiliği emir ve kötülükten nehiyde önemli olan bir hususa daha işaret etmemiz gerekir. Devleti yönetenler, yönettikleri birimler üzerinde nasıl yetkili ve o nisbette sorumlu ise, aile reisi de ailesinden ve velayeti altında bulunanlardan aynı şekilde sorumludur. O hâlde kişinin eşinde, çocuklarında, küçük kardeşlerinde ve hizmetinde bulunanlarda gördüğü kötülükleri, ma’rufu emir ve münkeri nehyin umumi kaideleri içinde düzeltmesi üzerine bir vecibedir.
Ma’rufu emir ve münkerden nehiy vazifesini sadece bilenler yapar. Şu kadar var ki, emredilecek ma’ruf, herkesin bildiği dini farzlar ve nehyedilecek münker de bütün Müslümanlarca bilinen yasaklar cinsinden ise, bu konuda bütün Müslümanlar müşterektir. Şayet emirler ve nehiyler, nadir meseler ile ilgili veya ictihâdî konularda ise, mesele sadece âlimleri ilgilendirir. Âlimler de üzerinde ittifak hasıl olan konularla ilgili emir ve nehiylerde bulunabilirler. İhtilaflı konulara girmezler.
İyiliği emir ve kötülükten nehiy vazifesi yapan kimseler, İslâm’ın tebliğ metodunu iyi bilmelidirler. Nezaket, iyi muamele, yumuşak davranış, merhametle yaklaşma gibi genel esaslar, böyle kimselerde bulunması gereken temel vasıflardır. İmam Şâfiî:
“Din kardeşine gizlice öğüt veren kimse, gerçekten nasihat etmiş ve onu süsleyip sevindirmiş olur. Fakat aleni ve herkesin gözü önünde ona öğüt veren kimse, din kardeşini son derece küçültür ve batırır.” der.
Kötülüklere mâni olup münkeri değiştirirken, elinde güç ve kuvvet bulunduran cahillere, şerrinden korkulan zalimlere karşı son derece yumuşak davranılmalıdır. Aksi takdirde pek çok fitnelere sebebiyet verilebilir; hayır yerine şerre vesile olunur.
Bir kötülüğü el ile değiştirmek, ona fiilî müdahalede bulunmak demektir. Mesela haram kılındığı halde içki içen kimsenin içki kaplarını kırmak veya atmak, içkiyi dökmek ya da döktürmek, çalınmış bir malı sahibine geri vermek ya da verdirmek gibi işler böyledir. Ancak bunları yaparken, daha büyük bir kötülüğe sebeb olunmaması gerektiği prensibi hep hatırlanmalıdır. Eğer bir kötülüğü değiştirmek, kendisinin veya bir başkasının öldürülmesi gibi daha şiddetli bir fitneye sebeb olacaksa, elle değiştirmekten vazgeçip dil ile söylemeli, nasihat yolunu yeterli görmelidir. Şayet söylemek de aynı şekilde tehlike yaratacaksa, kalbiyle düzeltme yolunu tercih etmek gerekir.
Kalbiyle değiştirmek demek, o şeyi kerih görmek ve ondan tiksinmektir. Bu durum, bir kötülüğe mâni olmak değilse de elinden başka bir şey gelmediği için, bununla yetinilmesi câiz görülmüştür. Çünkü insanın kendisini, bile bile tehlikeye atması, dinimizde helal bir davranış olarak kabul edilmez. Bazı âlimler, öleceğini bilse dahi münkere açıkça karşı çıkmak gerektiğini söylemişlerse de bu görüş doğru bulunmamıştır.
İyiliği emir ve kötülükten nehiyde önemli olan bir hususa daha işaret etmemiz gerekir. Devleti yönetenler, yönettikleri birimler üzerinde nasıl yetkili ve o nisbette sorumlu ise, aile reisi de ailesinden ve velayeti altında bulunanlardan aynı şekilde sorumludur. O hâlde kişinin eşinde, çocuklarında, küçük kardeşlerinde ve hizmetinde bulunanlarda gördüğü kötülükleri, ma’rufu emir ve münkeri nehyin umumi kaideleri içinde düzeltmesi üzerine bir vecibedir.
Özet olarak;
- Ma’rufu emir ve münkerden nehiy vazifesini yerine getirecek bir yönetimi teşekkül ettirmek, bu vazifeyi ifa edecek âlimler yetiştirmek ve bir cemaat oluşturmak Müslümanlar üzerine farz-ı kifâyedir.
- Hangi vasıtayla mümkünse ve hangisine güç yeterse münkeri, kötülükleri onunla önlemek her Müslümanın üzerine vecibedir.
- Toplumdaki kötülükleri önlemede, genel anlamda olmak üzere, el ile yani fiilen engel olmak yöneticilerin; dil ile yani tebliğ, öğretim, ikaz ve nasihatla engel olmak âlimlerin; kalben buğz etmek, kötülükten nefret etmek ve tiksinmek suretiyle karşı gelmek de halkın görevidir.
- İyiliği emir ve kötülükten nehiy, İslâm ümmetinin müşterek sorumluluğudur. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., H. No: 186)
- Hangi vasıtayla mümkünse ve hangisine güç yeterse münkeri, kötülükleri onunla önlemek her Müslümanın üzerine vecibedir.
- Toplumdaki kötülükleri önlemede, genel anlamda olmak üzere, el ile yani fiilen engel olmak yöneticilerin; dil ile yani tebliğ, öğretim, ikaz ve nasihatla engel olmak âlimlerin; kalben buğz etmek, kötülükten nefret etmek ve tiksinmek suretiyle karşı gelmek de halkın görevidir.
- İyiliği emir ve kötülükten nehiy, İslâm ümmetinin müşterek sorumluluğudur. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., H. No: 186)