BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
Nihal Atsız’ın “Davetiye” adlı şiiri, 1930’lu yıllarda Avrupa’da yükselen faşist yayılmacılığa ve özellikle Benito Mussolini’nin Akdeniz merkezli emperyalist söylemlerine karşı yazılmış açık bir meydan okuma metnidir. Mussolini’nin “Yeni Roma İmparatorluğu” hayali doğrultusunda Doğu Akdeniz’i ve dolaylı olarak Türkiye’yi hedef alan açıklamaları, dönemin Türk aydınları tarafından dikkatle izlenmiş; bu söylemler yalnızca diplomatik değil, fikrî bir karşı duruşu da gerekli kılmıştır.

“Davetiye”, bu bağlamda Mussolini’nin Türkiye’ye yönelik yayılmacı emellerine karşı yazılmış sembolik ve sert bir cevap niteliği taşır. Atsız, şiirde doğrudan isim vermeden, dış tehditlere karşı Türk milletinin savaşçı karakterini, direncini ve teslimiyet kabul etmeyen ruhunu öne çıkarır. Şiirin tonu, bir savunma metninden ziyade, karşı tarafı ciddiye alan fakat ondan çekinmeyen bir meydan okuma ve hesaplaşma çağrısıdır.

Bu şiir, yalnızca bir edebî eser değil, aynı zamanda Türk milletinin tarihsel hafızasına ve askerî geleneğine yapılan bir göndermedir. Atsız, Mussolini’nin hayal ettiği işgal senaryosunu tersine çevirerek, Türk yurdunun kolay bir hedef olmadığını; aksine, böyle bir girişimin ağır bir bedeli olacağını vurgular. “Davetiye” başlığı da bu nedenle ironiktir: Şair, saldırgan niyetleri olanları sözde bir “davetle” karşılar, fakat bu davetin sonucunun kaçınılmaz bir çatışma olacağını ima eder.

Sonuç olarak “Davetiye”, Nihal Atsız’ın kaleminden çıkan, dönemin uluslararası tehdit algısını yansıtan ve Mussolini’nin emperyalist hayallerine karşı fikrî ve millî bir duruşu temsil eden güçlü bir şiirdir. Metin, Türkçü düşüncenin yalnızca iç tartışmalara değil, dış tehditlere karşı da nasıl bir söylem geliştirdiğini göstermesi bakımından önem taşır.

DAVETİYE

Ey benito musolini! Ey gayet yüce,
İtalyanlar başvekili muhterem Duce!
Duydum ki, yelkenleri edip de fora
Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
Buyursunlar… Bizim için savaş düğündür;
Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
Hem karadan, hem denizden ordular indir!
Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
Kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak!
Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
Çağrı Beğ’le Tuğrul Beğ’in kurduğu devlet
İtalyalı melezlerden üstündür elbet;
Bizim eski uşakları alda yanına
Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
Çelik zırhlı kartalları göklere saldır…
Fakat zafer sizin için söz ve masaldır…
Dirilerek başınıza geçse de Sezar
Yine olur Anadolu size bir mezar.
Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
Tanıyoruz Atilla’dan beri cermeni,
Farklı mıdır prusyalı yahut ermeni?
Senin dostun cermanyaya biz Nemşe deriz,
Bir gün yine bec önünde düğün ederiz.
Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder!
Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!
Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün!
Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
17’ye karşı 44 milyon az gelir.
Arnavudu yendim diye kendini avut,
Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?
Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
Sert dipçikler ezmelidir nice başları!
Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
En yiğitler serilmeli en önce yere!
Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
Damarında var mı senin böyle bol kanın?
Türk’ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,
Karşısında olmasaydı şanlı “Türk Budun”
Belki gerçek olacaktı bir gün umudun,
İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
Hız verecek biricik şey ona savaştır!
Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
Karnerayı yere serer Tekirdağlımız.
Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru
Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru…
Biz güleriz façyoların felsefesine,
Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
Bizim yanık Fuzuli’miz engin bir deniz!
Karşısında bir göl kalır sizin danteniz!
Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!
“General”ler “Paşa” larla atamaz aşık!..
Ey İtalyan başvekili! Ey musolini!
İki ırkın kabarmalı asırlık kini…
Hesabını göreceğiz elbette yarın
Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!
Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.
Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa…
Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
Haydi, hamle kafirindir… İlkönce sen gel
Ecel ile zaman bize olmadan engel!
Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;
Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
Atilla’nın ateşi var içimizde!
Kanije’nin gazileri daha dipdiri!
Sınırdadır Plevne’nin kırkbir askeri!
Edirne’de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!
Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
Şehitlerden elli milyon bekçisi olan
Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!

Nihal Atsız-.webp
 

Saat

Forum Görünümü

Konular
55.413
Mesajlar
136.122
Toplam kullanıcı
6.098
Son üye
oxenon.com
Geri
Üst